PARMENİDES

 

Parmenides ile felsefe düşünce olarak düşünceyi konu almaya başlar.


1) İyonyalılar için İlke ya da Kavram arı değil ama görgül biçimindeydi: Su, Ateş, vb. 2) Pisagorcular da Kavramı arılığı içinde almadılar. 3) Usun önündeki adım Kavramı Kavram olarak almaktı. Eleatikler bunu başardılar.

Sayı, Platon’un çözümlemesinde izlediğimiz gibi, duyusal ve ideal alanlar arasında orta noktada durur, düşünselin ve duyusalın bir karışımıdır. Başka bir deyişle, mantıksal düşüncenin istediği arılıktan yoksundur, bağıntısı kurgul değil ama çözümseldir, çıkarsama ya da tanıtlama sürecine devimsiz Bir olarak girer, açınımı eytişimsel değil ama niceliğin olumsal ilerlemesidir — artma ya da azalma. Sayılar arasındaki ilişki (ki Pisagorcuların herşeyi ilkeden çıkarsamaları bir sayma işleminden daha iyi değildir) Usun dizgesine değil ama soyut Anlağın doğası kendisi tarafından anlaşılmayan edimine, sayı gizemciliğine doğru bakar.

Parmenides varlık olarak varlığı, ilk soyut kavramı ilke yaptı. Onu karşıtından, Yokluktan saltık olarak soyutladı, ve böylelikle oluş ya da devim mantığını çürütmek zorunda kaldı. Karşıtların ayrılığı bakış açısından, oluş, devim, değişim sanıdır, bir yanılsamadır.

 

 

 

 

Yaşam Parmenides Eleatik okulda başlıca addır. Diogenes Laertius'a göre Elea'da varsıl ve onurlu bir soydan geliyordu. Aristoteles’ten öğrendiğimize göre Xenofanes’in bir öğrencisi oldu. Sextus Empiricus ondan Xenofanes’in bir dostu olarak söz eder. Diogenes Laertius’a göre Parmenides "Anaximander ve Xenofanes’ten söz edildiğini duydu, ama ikinciyi izlemedi. Pisagorcu Aminias ve Diokartes ile birlike yaşadı, ikinciye bağlandı, ve Xenofanes değil ama birincisi tarafından dingin bir yaşam sürmeye götürüldü.’’

Zenon ile birlikte Atina'ya yolculuk yaptı ve Platon Parmenides başlıklı diyaloğunda ikisini de Sokrates ile konuşturur. Bunun tarihsel doğruluğunu saptamak güçtür.

Thaetetus'ta Sokrates şunları söyler:

‘‘Melissos ve herşeyin dinginlikteki Bir olduğunu ileri süren başkaları için belli bir saygım var. Ama Parmenides için saygım daha da büyük. Çünkü, Homerik dilde konuşursak, bana hem saygıya değer hem de güçlü görünüyor. Onu yaşlılığı sırasında tanıdım ve ben oldukça gençtim. Ondan harika şeyler dinledim.’’

 

Yazılar Parmenides Doğa Üzerine şiirini Homeros ve Hesiod gibi hexametrede yazdı. Bir önsöylem ve "Gerçeklik Üzerine" ve "Görünüş Üzerine" başlıklı iki bölümden oluşan yapıt oldukça uzun bir süre boyunca bütünlüğü içinde saklandı Şiirden fragmanları Fizik Üzerine kendi çalışmasında aktaran Simplikios şunları belirtir (144:26): ‘‘Parmenides’in Tek Varlık üzerine dizeleri çok değildir, ve hem söylediklerimin bir doğrulanışı olarak hem de kitabın ender bulunur olması nedeniyle onları bu yoruma eklemek isterim.’’ Bu satırları 53 dizelik bir alıntı izler ve hemen sonra şunları ekler: ‘‘Bunlar Parmenides’in Tek Varlık üzerine dizeleridir.’’

Elimizde şiirden düzgün bir dağılımı olmayan 150 kadar dize bulunmaktadır. 32 satırlık bir önsöylemden sonra, şiir sırasıyla gerçeklik ve görünüşü ele alan iki bölüme ayrılır. Diels’e göre birinci bölümün onda dokuzunun saklanmışken, ikinci bölümden ise bütünün ancak onda bir kadarını oluşturan dizeler kalmıştır.

Önsöylemde bir tanrıça Parmenides’e ona iki tür bilgi açıklayacağı konusunda söz verir. Birincisi gerçeklik üzerine, ikincisi ölümlülerin açıkça yanlış oldukları söylenen sanıları üzerine olacaktır. ‘‘Gene de, bunları da öğreneceksin’’ (fr. 1.31). Birinci bölümde bütünüyle doğru öncüllerden gerçekliğin doğası çıkarsanır ve duyular tarafından algılanan görüngü dünyasının gerçek olmadığı vargısına ulaşılır. Bu noktada (fr. 8.50) tanrıça gerçeklikten söz etmeye son vereceğini ve söylenenlerin geri kalanının ‘aldatıcı’ olacağını belirtir. Bunları söylemelidir ki ‘‘hiçbir yargı ona baskın çıkamasın.’’ Bundan sonra şiirin bir tür kozmolojiden oluşan ikinci bölümü gelir.

Birinci bölüm gerçekliğin sözcüğün sağın anlamında bir birlik olması gerektiğini ve onda herhangi bir değişimin olanaksız olduğunu bildirmişti. Hiçbir önce ve hiçbir sonra yoktur: Gerçeklik zamansız bir çıkarsamalar dizisidir. İkinci bölüm ise ‘ışık/ateş’ ve ‘gece’ gibi iki karşıt terimle başlayarak zamanda ya da sanısal bir ‘değişim’ sürecini anlatır.

 

DOĞA ÜZERİNE (Peri FuseoV)
Bilgi İçin Yolculuk

Parmenides’in Doğa Üzerine çalışmasının önsöylemi Sextus Empiricus da tarafından saklanmıştır (Matematikçilere Karşı, VII  111). Sextus şöyle bir yorum yapar:

‘‘Xenofanes’in arkadaşı Parmenides inanç ile birlikte olan ve zayıf sanıları olan usu kınadı, ve duyulara güvenmeye de son verdiği için, bilgi ile birlikte olan usu ya da yanılmayan usu gerçekliğin ölçütü saydı. Böylece Doğa Üzerine’nin başında şöyle yazar:’’

 

 

PROÖMİUM
Beni yüreğimin özlem duyduğu denli uzağa götüren kısraklar yolu hızla geçtiler.
Bana yol gösterdiler ve beni tanrının
[Güneş] bilgi insanını [… anlaşılmayan birkaç sözcük] tüm kentler üzerinde taşıyan ünlü yoluna götürdüler.
Oraya götürüldüm, çünkü oraya beni arabayı çeken bilge kısraklar taşıken,
Yolu genç kızlar gösteriyordu.
Dingil-kutusunda tutuşan dingil yuvasında gürlüyor,
Çünkü iki yanda vınlayan tekerlekler tarafından çevriliyordu.
Bu arada Güneşin kızları Işık için Gecenin evinden ayrılmış,
Elleri ile başlarından peçeleri atarak ona eşlik ediyordu.
Gecenin ve Gündüzün yukarıda tahtadan ve aşağıda taştan birer eşikle çevrili girişleri oradadır.
Büyük kapılarla kapalı, kendileri göğün yukarılarındadır,
Ve bunların değişik anahtarlarını cezalandırıcı Türe tutar elinde.
Genç kızlar onu yumuşak sözlerle yatıştırdılar,
Ustaca onu yollardan engeli kaldırıp kapıları hızla geri itmeye kandırdılar.
Girişler açıldı, yuvalarında kancalar ve çivilerle tutturulmuş pirinç menteşelerinde döndü kapılar,
Ve ucu bucağı görülmez bir boşluk göründü kanatların arasından.
Genç kızlar arabayı ve kısrakları kapılardan dosdoğru yola sürdüler..

Tanrıça beni dostça karşıladı, sağ elimi ellerine aldı, ve bana dönerek şunları söyledi:

‘‘Ölümsüz sürücülerin eşliğinde seni taşıyan kısraklarla evime dek gelen genç adam,
Selam sana.
Hiçbir kötü yazgı bu yolu geçmene izin vermiş olamaz — Hak ve Türeden başka.
Gerçekten de insanların yolundan uzakta yatar bu yol.
Her şeyi öğrenmelisin, hem inandırıcı gerçekliğin yalpalamayan yüreğini,
Hem de ölümlülerin hiçbir güven içermeyen sanılarını.’’

Sextus’a göre, genç kızlar duyuları, ve Helios’un kızları ise daha özel olarak gözleri temsil ederler.

Simplikios iki dize daha ekler (Gökler Üzerine Yorum, 557.24-558.2):

Herşeyi öğrenmelisin,
Hem yusyuvarlak gerçekliğin yalpalamayan yüreğini,
Hem de ölümlülerin hiçbir gerçek güven içermeyen sanılarını.
[B 1.29-30]

Parmenides gökyüzünde bir atlı arabada ona sürücülük eden Güneşin kızları ile birlikte Geceden Gündüze götürülür. Türe tanrıçasının beklediği ve herkese açılmayan bir kapıdan geçerler. Karşılaştıkları adsız tanrıça orada olma haklarını doğrular ve ona "tüm şeyleri," hem gerçekliği hem de ölümlülerin yanlışlıkla inandıkları sanıları öğretme sözünü verir.

 

Şamanizmin Etkisi. Giriş dizelerinin genel havası erken Yunan dinsel düşüncesinde Aithalides, Aristeas, Abaris, Epimenides ve Hermotimus tarafından temsil edilen şamanistik öğeyi anımsatır. Aithalides için onun Hermes'ten ruhunun kimi zaman Hades'te kimi zamansa yeryüzünün üstünde yolculuk edebilme becerisini aldığı söylenir. Aristeas'in benzer büyülü yolculuklar yaptığı ve iki yerde birden görünebildiği söylenir. Hermotimus'un ruhu bedenini bırakmaya ve bilginin peşinde kendi başına dolaşmaya alışıktı (Pliny, N. H. 7. 174). Epimenides bedeni uykudayken Gerçeklik ve Türe tanrıçaları ile karşılaşmıştı (Epim. fr. 1 DK).

Guthrie'nin notu: Diels, Lehrgedicht, 14vs., Radloff'a göndermede bulunur, Aus Sibirien, II, 3vs. Parmenides'in görüşü yine K. Meuli tarafından da şaman-şiiri ile ilişkilendirilir, Hermes, 1935, 171vs. Ayrıca Dodds, Yunanlılar ve Usdışı, Bölüm 5, Yunanlılar ile Sibirya'da özeklenen şamanistik ekinler arasında tecim ve kolonileştirme yoluyla edimsel tarihsel ilişki kurulduğu görüşündedir.

 

(Fr. 2) Proklus, Tim.I, s. 345, 18 vs.; Simplikios, Fiz. s. 116, 28vs.; DK 28 B 2):

Gel şimdi, düşünülebilecek biricik araştırma yollarını söyleyeceğim (ve sen sözümü işittiğinde onu saklayacaksın).
Biri, "Vardır ve olmaması olamaz,"
Bu İnandırma yoludur (çünkü ona Gerçeklik eşlik eder);
İkincisi, "Yokur, ve zorunlu olarak olmamalıdır,"
Bu, dinle beni, tüm gerçeklikten yoksun bir yoldur, çünkü olmayanı bilemezsin — bu olanaksızdır —, ne de bildirebilirsin,
(Fr. 3) çünkü düşünülebilen ve olabilen aynı şeydir.

esti (sözel olarak: ‘‘odur’’) ya da — vardır. Peki ne vardır? to eon, ya da var olan.

"Vardır" eyleminin öznesi açıkça bildirilmez ve genel olarak bir geneleme değerinde kabul edilir: Var olan vardır. Ya da, Herşey vardır. Burada Parmenides açıkça anlak düzlemindedir, analitiktir, karşımızda A = A ya da özdeşlik ilkesi ya da kendi-ile-ilişki ya da soyutama dediğimiz mantıksal kıpı vardır. Bu yalınlık ya da belirlenimsizlik kıpısında karşıtlık — varlık ve yokluk karşıtlığı — kesinlikle yadsınır, e.d. olmayan birşey olduğu doğrulanır. Olmayanın olduğunu düşünmek ise sanıdır. Tüm oluş sanıdır, gerçeklik değil.

 

Ve:

Çünkü olmayanı anlayamazsın (çünkü yapılmayacaktır)
Ne de sözünü edebilirsin.
(Proklus, Timaeus Üzerine Yorum, I 345.11-27.)

Çünkü aynı şeyler düşünülebilir ve olabilir. (Plotinus, Enneadlar, V I 8.)

 

Proklus, Timaeus Üzerine Yorum, aktaran Hegel, s. 29 b.)

Anla," der tanrıça, "bilginin iki yolunu. Biri, ki yalnızca Varlık vardır, ve Yokluk yoktur, bu kanı yoludur, gerçeklik onda yatar. Öteki, ki Varlık değildir, ve zorunlu olarak Yokluktur, bu, sana söylemeliyim ki, ustan bütünüye yoksundur, çünkü Yokluğu ne bilebilirsin ne de anlatabilirsin.

***** Spinoza: "Tüm belirleme olumsuzlamadır." Ya da, yokluk varlığın zorunlu bir kıpısıdır. *******

 

Simplikios Aristoteles'in Fizik'i üzerine yazarken şöyle bir yorumda bulunur (aktaran Hegel):

Ama gerçeklik yalnızca 'olan'dır. Bu ne başka birşeyden doğar, ne de geçicidir, bütündür, kendi sınıfında tektir, devimsiz ve sonsuzdur. Ne vardı, ne de olacaktır, ama aynı zamanda herşeydir. Çünkü onun için nasıl bir doğuş arayacaksın? Nasıl ve nereden artabilir? Olmayandan olacağını ne söylemene ne de düşünmene izin vereceğim, çünkü 'olan'ın olmadığı ne söylenebilir ne de düşünülebilir. Hangi zorunluk onun daha sonra ya da daha önce yokluktan başlamasını sağlayabilir? Öyleyse baştan sona ya olmalı ya da olmamalıdır. Ne de herhangi bir kanı gücü başka birşeyin var olmayandan doğmasını sağlayacaktir. Böylece doğuş yitmiştir, ve yitiş inanılamazdır. Varlık ayırılabilir değildir, çünkü bütünüyle kendisi gibidir. Hiçbir yerde daha çok değildir, çünkü yoksa birarada durmayacaktır, ne de daha azdır, çünkü herşey Varlık doludur. Tüm tek bir birleşik bütündür, çünkü Varlık Varlık ile birliğe akar. Değişmezdir ve güvenle kendi içinde dingindir. Zorunluğun gücü onu sınırlamanın bağları içersinde tutar. Bu yüzden eksik olduğu söylenemez, çünkü eksiksizdir, oysa yokluk herşeyden yoksundur.

*** Bu varlık belirlenimsizdir ***

 

Düşünülen ve kendisi nedeniyle düşünülen aynıdırlar. Çünkü içinde kendine anlatım verdiği var olanın dışında Düşünceyi bulamayacaksın, çünkü yokluktur ve var olanın dışında hiçbirşey olmayacaktır.

Plotinus (V. Ennead, I. 8): "Parmenides bu bakış açısını kabul etti, çünkü Varlığı duyusal şeylerde görmedi. Varlığı Düşünce ile özdeşleştirerek, onun değişmez olduğunu ileri sürdü."

 

Küre
Simplikios (Arist. Fizik üzerine):

Varlığın en son sınırı eksiksiz olduğuna göre, özekten tüm yönlerde eşik olarak genişleyen ve her yanında yusyuvarlak bir küreye benzer, çünkü şu ya da bu parçasında daha büyük ya da daha küçük olamaz. Onun aynıya ulaşmasını engelleyecek bir yokluk yoktur; ve burada daha çok, orada daha az olmak üzere, hiçbir Varlık yoktur ki onda Varlıktan yoksun olsun. Tüm olan eksiksiz olduğu için, tüm yerlerde belirlenimlerinde kendisi gibidir.

 

 

 

DOĞA ÜZERİNE (Peri FuseoV)
Bilgi İçin Yolculuk

 

 

PROÖMİUM
Beni yüreğimin özlem duyduğu denli uzağa götüren kısraklar yolu hızla geçtiler.
Bana yol gösterdiler ve beni Tanrının
[Güneş] bilgi insanını tüm kentler üzerinde taşıyan ünlü yoluna götürdüler.
Oraya götürüldüm, çünkü oraya beni arabayı çeken bilge kısraklar taşıken,
Yolu genç kızlar gösteriyordu.
Dingil-kutusunda tutuşan dingil yuvasında gürlüyor,
Çünkü iki yanda vınlayan tekerlekler tarafından çevriliyordu.
Bu arada Güneşin kızları Işık için Gecenin evinden ayrılmış,
Elleri ile başlarından peçeleri atarak ona eşlik ediyordu.
Gecenin ve Gündüzün yukarıda tahtadan ve aşağıda taştan birer eşikle çevrili girişleri oradadır.
Büyük kapılarla kapalı, kendileri göğün yukarılarındadır,
Ve bunların değişik anahtarlarını cezalandırıcı Türe tutar elinde.
Genç kızlar onu yumuşak sözlerle yatıştırdılar,
Ustaca onu yollardan engeli kaldırıp kapıları hızla geri itmeye kandırdılar.
Girişler açıldı, yuvalarında kancalar ve çivilerle tutturulmuş pirinç menteşelerinde döndü kapılar,
Ve ucu bucağı görülmez bir boşluk göründü kanatların arasından.
Genç kızlar arabayı ve kısrakları kapılardan dosdoğru yola sürdüler..

Tanrıça beni dostça karşıladı, sağ elimi ellerine aldı, ve bana dönerek şunları söyledi:

‘‘Ölümsüz sürücülerin eşliğinde seni taşıyan kısraklarla evime dek gelen genç adam,
Selam sana.
Hiçbir kötü yazgı bu yolu geçmene izin vermiş olamaz — Hak ve Türeden başka.
Gerçekten de insanların yolundan uzakta yatar bu yol.
Her şeyi öğrenmelisin, hem inandırıcı gerçekliğin yalpalamayan yüreğini,
Hem de ölümlülerin hiçbir güven içermeyen sanılarını.’’

 

 

GERÇEKLİK YOLU
(Aletheia)

(2) Düşüncenle uzakta olsalar da sanki elinin altındaymış gibi olan şeylere kararlılıkla bak.
Var olanı var olana sımsıkı sarılandan kesip atamazsın.
O ne kendini düzenli olarak dışarıya saçar ne de biraraya gelir.
(3) Başladığım yerde herşey birdir benim için,
Çünkü yine geriye oraya geleceğim.
(4,5) Gel haydi, sana söyleyeyim
Gel şimdi, düşünülebilecek biricik araştırma yollarını söyleyeceğim (ve sen sözüme kulak verecek ve onu saklayacaksın).

Birincisi:
"Vardır ve olmaması olamaz."
Bu İnanç yoludur (çünkü ona Gerçeklik eşlik eder);
İkincisi:
"Yokur, ve zorunlu olarak olmamalıdır."
Bu, dinle beni, tüm gerçeklikten yoksun olan yoldur, çünkü olmayanı bilemezsin — bu olanaksızdır —, ne de bildirebilirsin, çünkü düşünülebilen ve olabilen aynı şeydir.
(6) Sözü edilebilenin ve düşülebilenin var olması zorunludur;
Çünkü onun için olmak olanaklı, ama olmayanın var olması olanaksızdır.
Senden düşünmeni istediğim budur,
Çünkü seni bu ilk araştırma yolundan geri çekiyorum.
Ve üzerinde hiçbirşey bilmeyen ölümlülerin iki-yüzle dolandıkları bu ötekinden de,
Çünkü dolanan düşüncelerini güden şey göğüslerinde çaresizliktir,
Öyle ki, sağır ve kör insanlar gibi aptallaşmış, sürüklenirler.
Ayrımsamayan kalabalıklar ki, var olanın ve olmayanın aynı olduğunu ve olmadığını ve,
Tüm şeylerin karşıt yönlerde gittiğini düşünürler.

(7) Çünkü var olmayan şeylerin var oldukları hiçbir zaman tanıtlanamayacaktır.
Ama sen düşünceni bu araştırma yolundan uzak tutacaksın.
Ve sayısız deneyimden doğan alışkanlığın seni bu yola itmesine,
Görmeyen gözlerine ve çınlayan kulağına ve diline yol göstermesine izin vermeyeceksin.
Ama sözünü ettiğim o çok iddialı çürütme üzerine usunla yargıda bulunacaksın.

(8) Şimdi yalnızca tek tek bir yol kaldı — Vardır.
Bu yolda varlığın yaratılmamış ve yokedilemez olduğunu gösteren birçok tanıt bulunur.
Bütündür, türdeştir ve devimsizdir ve hiç sonu gelmez.
Ne vardı ne de olacaktır.
Çünkü Şimdi vardır, hep birlikte,
[5] tek ve sürekli.
Öyleyse onun için hangi türeyişi arayacaksın?
Nasıl, Nereden büyüdü?
Olmayan’dan geldiğini söylemene ya da düşünmene izin vermeyeceğim:
Çünkü olmadığı söylenebilir ya da düşünülebilir değildir.

 

Hangi gereksinim onu Yokluktan başlayarak er ya da geç büyümeye itmiş olabilir? [10]
Öyleyse ya saltık olarak var olmalı ya da hiç olmamalıdır.
Ne de kanıtın gücü varlıktan onun kendisinden başka birşeyin ortaya çıkmasına izin verecektir.
Bu nedenle Türe
(Dike) zincirlerini gevşetip de,
Ortaya çıkmaya ya da yok olmaya izin vermez, ama sıkı sıkıya varlığa sarılır.

(8) Bu konuda yargımız şuna bağlıdır: "Var mıdır, Yok mudur?"
[15]
Hiç kuşkusuz karar verilmiştir, ve zorunlu olarak:
Yollardan birinden düşünülemez ve adlandırılamaz olarak vazgeçmek (çünkü bu gerçek yol değildir),
Ve ötekini var olarak ve gerçek olarak almak.
Öyleyse var olan nasıl gelecekte olacak olabilir? Ya da, nasıl ortaya çıkabilir?
Eğer ortaya çıkmışsa, yoktur. Ve eğer ne de gelecekte olacaksa vardır.
[20]
Böylece Oluş söner ve Yitiş işitilmez olur.

Ama bölünmüş de değildir, çünkü bütünüyle benzerdir.
Ne de burada daha çok ya da orada daha azdır, — ki birarada olmasını önlerdi —,
Ama herşey var olanla doludur.
Öyleyse bütünüyle süreklidir, çünkü var olan var olana değer.
[25]
Buna göre, güçlü bağların sınırlarında devimsizdir, başlangıçsız ve bitimsizdir,
Çünkü ortaya çıkış ve ortadan yitiş çok uzaklara sürülmüş, gerçek inanç onları uzaklara atmıştır.
Aynı olarak ve aynı kalmayı sürdürerek kendi kendisinde bulunur,
Ve böylece değişmeksizin aynı yerde kalır,
Çünkü güçlü zorunluk
[30] onu çepeçevre kuşatan sınırın bağlarında tutar.
Öyleyse var olanın eksiksiz olmamasına izin verilemez.
Çünkü eksik değildir — eğer olsaydı, o zaman onda herşey eksik olurdu.

 

Düşünülebilen ve uğruna düşüncenin varolduğu aynıdır;
Çünkü var olan olmaksızın — ki bu bilgi onda anlatılır [35] — düşünceyi bulamazsın.
Ve var olandan başka hiçbirşey yoktur ve olmayacaktır,
Çünkü yazgı onu bütün ve devimsiz olmak zorunda bırakmıştır.
Bu yüzden tüm şeyler ölümlülerin verdikleri ve gerçek olduklarına inandıkları adlardır:
Ortaya çıkış ve yitip gidiş, varlık ve yokluk,
[40]
Ve yer değiştirme ve parlak rengin değişmesi.

O zaman, bir en son sınırı olduğundan, tüm yanlarında tamdır,
Tıpkı özekten tüm yönlerde eşit olarak uzanan
yusyuvarlak bir topun kütlesi gibi,
Çünkü ne burada ne de orada daha büyük ya da daha küçük olabilir.
[45]
Çünkü ne onun benzerine ulaşmasını önleyecek bir yokluk vardır,
Ne de var olandan burada daha çok ve orada daha az olan birşey olabilir,
Çünkü bütün olarak bir zarara uğratılamazdır.
Çünkü tüm yanlarda kendine eşit olarak sınırlarına doğru biçimdeş olarak uzanır.

 

 

SANI YOLU
(Doxa)

Burada gerçeklik üzerine güvenilir söylem ve kavrama [50] son veriyorum.
Bundan böyle sözlerimin yanıltıcı düzenini dinleyerek ölümlülerin sanılarını öğreneceksin.

İnsanlar iki Biçimi adlandırmaya karar verdiler.
Ama bunlardan birini adlandırmamaları gerekirdi, ve bunu yapmadıkları için yanılmışlardır.
Onları karşıtlar olarak ayırıp her birine ötekinde olanlardan ayrı yüklemler
[55]
verdiler.
Bir yanda ince, seyrelmiş, her bakımdan kendisi ile özdeş olan ama öteki ile özdeş olmayan ethersel ateş;
Öte yanda birinciye karşıt olarak ikinci ilke — yoğun ve ağır şekil, ateşsiz karanlık.
Sana insanlara göründüğü biçimiyle
bu iki ilke ile ilgili her düzenlemeyi bildiriyorum, [55]
Öyle ki ölümlüler arasında hiçbir bilgi seninkini aşamasın.

Ama tüm şeylere aydınlık ve karanlık dendiği için,
Ve bunların kendilerine özgü özellikleri şu ya da bu şeye yüklendiği için,
Her şey aynı zamanda aydınlık ile ve görülemez karanlık ile doludur — ki ikisi de aynıdır,
Çünkü ikisinden birine ait olmayan hiçbirşey yoktur.
Küçük daire katışıksız ateş doluyken, yanında olanlarsa karanlık doludur,
Ve gene de bir parça ateş girer onlara.
Tüm bunların ortasında her şeyi yöneten Tanrı bulunur.
Çünkü evrenin her parçasındaki ürkütücü doğuşa ve karışıma egemendir,
Ve karışım yer alsın diye dişiyi gönderir erkeğe, ve erkeği ise dişiye.
[Simplikios, Fizik, s. 29, 19vs.]
Tüm Tanrılar arasında ilkin Eros'u yarattı.
[Platon, Simp. 178b.]

Öğreneceksin etherin doğasını ve etherdeki tüm imleri,
Ggüneşin pırıl pırıl meşalesinin yokedici işlerini ve bunların nereden doğduklarını.
Ve öğreneceksin yuvarlak gözlü Ayın dolaşmakta olan etkilerini ve doğasını.
Ama herşeyi kuşatan Göğü, nereden doğduğunu,
Ve Yıldızların yollarını taşıması için zorunluğun onu nasıl alıp zincire vurduğunu.
[Klemens, Strom., V 138,1.]
[Ve] Dünyanın, Güneşin, Ayın, evrensel Etherin ve göklerdeki Samanyolunun,
En yüksekteki Olimpos'un ve Yıldızların yanan
[güçlerinin] nasıl ortaya çıktıklarını. [Simplikios, Cael., s. 559, 22vs.]